19 Aralık 2008 Cuma

Tarih Boyunca Mülteciler


Geçen gün tesadüfen Taksim'deki Alkazar Sineması'nda 11. İstanbul Uluslararası Sinema-Tarih Buluşması ( 19 - 25 Aralık 2008) adlı film festivali olduğunu gördüm. Üstelikte biletler 2YTL! Fransız Kültür Merkezi'ndeki filmler ise ücretsiz. Filmler, Dünya Festivallerindenı, Mülteciler, İnsan Hakları, Ödüllü Filmler ve Sinemada Yeni Keşfedilenler olarak 5 kategoriye ayrılmış. Festival kitapçığı 2YTL, program broşürü ables. Alkazar'dan ya da Fransız Kültür'den edinebilirsiniz. Ayrıntılar : http://sinematarih.tursak.org.tr/

16 Aralık 2008 Salı

Fotoğraflarla '68 Almanyası



Uzun zamandır haftasonlarım boş geçmiyor. Gitmek istediğin sergiler oluyor hafta içide müsait olamıyordum. Pazar günü boş günümdü ve arkadaşımla düştük Santralistanbul yollarına. Taksim'den belli saatlerden servis kalkmasına rağmen biz gene de Eminönü'nden otobüsle geçmeyi tercih ettik.

Daha önceden bir kere daha gitmiştim. Bahçesi ve Enerji Müzesi dahil hayran kalmıştım ve fotoğraf makinemi götürmediğim için çok pişman olmuştum.Bu sefer tedbirli davrandım ve makinemi getirdim.

Sergi Erika Sulzer-Kleinemeier'ın 68 Kuşağı:Almanya ile Michael Ruetz'in Huzursuz Bahar adlı fotoğraf sergileri vardı. Fotoğraf işinde çok yeni olduğum için çok fazla fotoğrafçı ne yazık ki tanımıyorum. Sergiye giderken de çok fazla fikrim yoktu. Bu her yıl nedense(!?) her yer 1968 yılına takılmış durumda. Bende konu 68 olunca gitmeye karar verdim.

Erika Sulzer-Kleinemeier, 68 yılında Almanya'da gelişen olayları fotoğraflamış. Özellikle de kadın hareketleri ve kadın eylemciler üzerine yapmış olduğu fotoğraflar çok hoşuma gitti.

Michael Ruetz'in "Huzursuz Bahar" sergisi yine 68 konulu. Ancak Michael Ruetz, sadece Almaya'daki eylemleri değil, Avrupa hatta (özellikle Yunanistan) ve Amerika'da çekmiş olduğu pek çok fotoğraf yer alıyor.

Sergiyi gezdikten sonra kendimce şu kanıya vardım: belgesel fotoğrafı çeken bir fotoğrafçının dünyadaki ve ülkesindeki gelişmeleri çok ciddi bir şekilde akip etmesi gerekiyor. Her an her yerde olmak tabiki de mümkün değil. Ama dünya ve kendi ülkemiz için milli hafıza oluşturması açısından gerçekten önemli bir misyona sahip belgesel türü fotoğraf çekenler. Ben kendimce bir takvim oluşturmayı düşündüm. Türkiye'de (yurtdışı şimdilik imkansız gözüküyor)ya da (imkanlar dahilinde düşünürsek) İstanbul'da yıl içinde pek çok etkinlik ve eylemler gerçekleşiyor. Bir takvim oluşturup en azıdan kendi fotoğraf arşivimi oluşturabilirim. Zaman, işe koyulma zamanı artık!

(Biterken Çalan: R.E.M - Imitation Of Life)

14 Aralık 2008 Pazar

Gökçeada Fotoğrafları

Feribottan adanın görünüşü













Kaleköy













Kaleköy



















Kaleköye adını veren kalenin parçası













Zeytinliköy













Zeytinliköy













Zeytinliköy













Zeytinliköy'de bir kilise ve Rum teyze













Orhan Karatay'ın Kahvesi.Duvarda aslı kağıtlar, burayı ziyarete gelen misafirlerin kendi düşüncelerini yazdıkları küçük notlar. Orhan Karatay, bu notları 1989'dan beri biriktiriyormuş













Resimlerde Orhan Karatay'a ait. (Zeytinliköy)













Düşünceli baba (Kaleköy)













Gökçeada'da yarımay

12 Aralık 2008 Cuma

Komşuda Neler Oluyor?


Son günlerde Yunanistan'da olup bitenler beni gerçektende heyecanlandırıyor. Lise çağındaki gençlerin bile polisin davranışlarına ve sağ hükümetin yaratmış olduğu ekonomik bunalıma karşı koyması bence müthiş birşey. Türkiye'deki gençlerin politikaya olan ilgisiziliği düşünülünce hayran olmamak elde değil.

Ben 87'li doğumluyum. Ben orta okuldayken matematik hocamız bize "sizler kötünün iyisisiniz derdi. Alt sınıflarla ders yapmaktan hiç keyif alamadığından ve okumaya ilgisizliklerinden yakınırdı. Ben lise sona geldi. Benzer şeyi felsefe hocamda söylemişti. Bu işi yapmaktan artık hiç keyif almadığından o da yakınıyordu. Üniversiteye geldim, benzer durumlardan bu sefer ben yakınmaya başladım. Abimle aramda dört yaş olmasına rağmen neden bu kadar farklıyız? Ya da diğer 80'li yılların başında doğanlarla? Evet pek çok yönden tartışılabilecek bir konu bu. 12 Eylül darbesinde yara almayan aile ya da yakını olmayan birileri yoktur eminim. Bu durum bir takım ailelerin çocuklarını politikadan uzak tutmasına neden olmuş olabilir( aslında durum bundan ibaret)

Aslında ekonomi ve demokrasi yönünden Yunanistan'dan çok daha kötü bir durumda olmasına rağmen biz gençler olarak neden sokaklara dökülmüyoruz ya da birlik olamıyoruz? Bunun en önemli sebebi bence korkak yetiştirilmemiz, sorgulamanın soru sormanın ayıp, politikanın ise uzak durulması gereken birşeymiş gibi gösterilmesi ve günü kurtarmalık(tembel) yetiştirilmemizdir.

Yine Yunanistan'da olanlara geri dönersek, şunu da söylemeden geçemeyeceğim. Polisin yapmış olduğu şey korkunç bir olay. Aynı zamanda farklı sol görüşlere sahip olmalarına rağmen insanların bu olaya tepki göstermesi örnek alınması gereken bir durum. Ancak işin vandalizm boyutunda seyrediyor olması bana hiç doğru gelmiyor. Üstelikte bu hükümetin eline koz vermekten başka bir işe yaramayıp, yapılan eylemlerinde üzerine gölge düşürüyor.

Yunanistan'da olan bitenleri bence sizlerde takip edin. Çünkü ders çıkarılması gereken pek çok şey var.

Konuyla İlgili Haberler

Bir Genç Ölüdürüldü: Yunan Kentleri Öfke Patlaması Yaşadı

Yunanistan'da Sokakları Dolduranlar Kim?


(Biterken Çalan:Judas Priest - Breaking The Law)

5 Aralık 2008 Cuma

Yine Düştük Yollara

Sonunda sevgili okulumun vizeleri sonlandı bugün. İki hafta önce yaşadığım stresin zerresi yok şu an. Hafiflemiş hissediyor insan. ( kafiye yapim dedim. keyfim yerinde ya:) Bayram tatilinin bir kısmını gene Gökçeada'da geçiricem. Bu son gidişim olucak. Umarım bu sefer ada beni biraz daha sıcak karşılar. Geçen sefer donmuştum.

Herkes umarım iyi bir bayram geçirir. (Trafik canavarından ve sevgili kurbanlardan uzak durmanızı dilerim)

Hoşçakalın...

19 Kasım 2008 Çarşamba

Kafaya İnen Cobun Düşündürdükleri














Bazen gerçekten bu ülkede olanlara katlanamıyorum. Bir tarafım yum gözünü, bir yolunu bul git buralardan diyor, diğer yanımda çocuk değilsin yüzleş gerçeklerle ve savaş diyor. Zaten karar verme mekanizması oldukça yavaş olan biri olarak sadece durup izleyebiliyorum olanları.

İki gün önce beni çok üzen ve düşündüren bir olay yaşadım. Dışarıdan herkesin hayran kaldığı bilimsel her türlü tartışmanın yapıl(ama)dığı ve öğrencilerine ultra güvenlik(!) sunan bir kışlada... pardon üniversite de okumaktayım Onun bir de adı var tabi... İstanbul Üniversitesi.

Duvarlarında kurşun izlerinin hala durduğu sevgili okulumun Hergele Meydanı'ında otururken bir grup polis içeri daldı. Gelmelerinin sebebi de Penguen dergisinde daha önceden yayınlanmış olan Tayyip karikatürlerinin okul gazetesi köşesine asılmasıydı. Polisler ve okul görevlileri önce öğrencilerle konuştular(tabi konuşma şeklini tahmin edersiniz) Daha sonra polisler tek tek afişleri sökmeye başladılar. O arada tabi buna engeller olmak isteyen öğrencilere polisler coplarla saldırmaya başladılar. Hergele Meydan'nında olan bizlerde olayı izlemekten başka bişey yapamadık ancak her şey bitip öğrencileri bırkatıktan sonra sadece yuhalandılar. Daha sonra polisler alkışlarla!? okuldan çıktılar. Ertesi gün yine aynı resimler asıldı ve gene polisler geldiler. Bu sefer ne yazıkki bir öğrenci başı kanayacak şekilde yaralandı. Polisler işlerini halleddip okulu terk ettiler. Bu gün okula gitmedim ama bugünde aynı şeylerin yaşandığından eminim.

Bazen düşünüyorum da, bir polis eve gittiği zaman eşine ve çocuklarına bir iş günü hakkında neler söylüyordur? Ben bugün öğrenci dövdüm bu kadar kan fışkırdı gibisinden muhabbet mi ediyorlar? Bir insan neden polis memuru olmak ister? Silahın verdiği güçle kendini daha mı erkek zanneder? Ya da ilerde derin devlette ben de yer alabilirim falan gibi düşüncelerimi var? (ki son olaylara baktığımızda artık bir gün hepimiz derin devlet olacağız diyebiliriz)Parasal sebelerden olduğunu hiç sanmıyorum. İşe yeni başlayan bir polis memuru Temmuz 2008 itibari ile ayda 1.397 ytl kazanmaktadır. Başlangıç için (ne yazık ki.bunu dememin sebebi aza tamah etme duygusuyla yetiştirilmemiz.)iyi gözükebilir ama polislerin genellikle çalışma saatleri belirsizdir. 12 saat uzun ve yoğun tempoları vardır. Ama tüm bunların yanında inanılmaz geniş yetkilere sahiptirler. Birbirlerini koruyup kollama, kanunları çiğneyip inkar etme, insanları dinleme, fişleme, gizli kalması gereken bilgilerden haberdar olma gibi bizim gibi zavallı sıradan insanlardan üstün bir hayat sürmektedirler.


Aslında bakıldığında polis memurlarıda bir nevi emekçidir. Onları emekçi karşıtı yapan şey ise şişirilmiş egolarıdır. Onları şişiren şey ise üst amileridir. Amirlerin onları şişirmesinin sebebi ise (biraz aradakileri çıkarttıktan sonra varılan) devlettir. Bir devletin halkını nasıl gördüğüne, polisin davranışından anlayabilirisiniz. Çünkü polis halkın güvenliğinden çok devletin itibar ve güvenliğini korumaya yarar. Polis ne yazık ki devletin görünmez elidir. Bu hep böyle olmuştur. Bakın 70'lere, 80 ihtilali sonrasına, "farklı görüşe" ait gazete sattığı için göz altında ölen Engin Ceber'e, Sivas'ta ölen alevilere ve dün kafasına cop yiyen öğrenciye, daha aklıma gelmeyen binlerce olay ve sonrasında olacaklar...

Tüm bu şeyleri düşünmeme sebep olan okulda 2 gün üst üste yaşadığım olaydır. Sonrasında arkadaşımla yapmış olduğum sağlık sistemi üzerine yapılmış tartışmaya ise şu an hiç girmiyim, kalbim dayanmaz. Önce bunları hazmetmem lazım...

Bu arada yukarıdaki resmi Polis Devleti adlı blog sitesinden arakladım. Oraya da biraz takılın derim.

(Biterken Çalan: Strawbs - Benedictus)

6 Kasım 2008 Perşembe

Bir Rüya Gördüm Sanki




Rüyalar bazen gerçekten de sinir bozucu olabiliyor. Siz "ben unuttum gitti" desenizde beynin artık neresin de sıkışıp kaldıysa bir anda rüyayla ortaya çıkabiliyor. İşte dün akşam ( ya da sabah sanki rüyayı akşam görüyomuş gibi geliyo insana ama aslında sabaha karşı görüyoruz) benim de başıma böyle bişey geldi. Hiç de görmek istemediğim birini gördüm rüyamda ve şimdi bütün bir gün kafamda "napıyo acaba?" düşüncesiyle dolaştım, daldım gittim. İçimde katlanarak büyüyen bir nefret ve beraberinde merak duygusu var şu an. Çünkü rüyamda ona hissettiklerimin aksi bir duyguyla davranıyordum ve bu gerçekten sinir bozucu.

Hafıza, beyin, us gerçekten ilginç şeyler. Hisslerimiz gerçeten bizi yanıltıyor. Unuttum demek gitti demek hislere dayanılarak söylenen birşeymiş meğer. Bazen aşırı mantığa dayalı yaşıyan biri olarak, sanırım halen mantıkla hisleri dengede tutamıyoarum. Tabi dengede tutamayınca ya rüyamızda ya da götümüzde patlıyor bazı şeyler. Bu aralar sanırım biraz dikkat etmem lazım. (Dimi ya olmaz böyle)

(Biterken Çalan : Jeff Buckley - Lilac Wine)
 

maruzatım var © 2008. Chaotic Soul :: Converted by Randomness