31 Temmuz 2009 Cuma

Arvişde Unutulan Fotoğraflar

Bugün arkadaşımla konuşurken aklıma geldi bu fotoğraflar. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü... İlk miting fotoğraflarım. Biraz acemice. İdare edin artık. Bu arada yıl 2008, yer Kadıköy.

















21 Temmuz 2009 Salı

Deep Purple


40. yılını dolduran bir hard rock grubunun konserinden ne beklersiniz? Sanırım ben çok fazla şey beklemişim ki biraz hayal kırıklığına uğradım. Bahsettiğim grup Deep Purple. Dün akşam Kuruçeşme Arena'da muhteşem bir performans sergilemesini beklediğim grup. Lise yıllarım da ve üniversiteye başladığım ilk sene bana eşlik eden grup. 2005'de gidemediğime yandığım grup.

Açıkçası konserdeki tek kötü performans sergileyen Ian Gillan'dı. Tamam 64 yaşında. Mick Jagger gibi sağa sola zıplamasını beklemiyorum ama insan hiç mi sesi konusunda bir çözüm bulamaz? Çığlık atamadığı yerlerdeki boşlukları resmen seyirci doldurdu. Kıyafetine gerçekten diyecek birşey bulamıyorum. Herkes gayet karizmayken, Ian sanki huzur evinden kaçıp gelmiş gibiydi. O eşortman neydi yaa... Öff

Bu kusurları görmezden gelirsek Steve Morse'nin soloları müthişti gerçekten, Don Airey orguyla bir ara Mr Crowley'nin başını çaldı arkadaşım bir an gaza gelsede beklenen olmadı tabi :) Katibim'i bile çaldı adam.

Playlist gerçekten tatmin ediciydi. İnsanlar Black Night'da resmen çoştu tabi biz de. Bir ara okadar abartmışız ki etrafımızın boşaldığını fark ettik. Bu arada Ekşisözlükten arakladığım playlist söyleydi:

1. Highway star

2. Things I never said

3. Wrong man

4. Strange kind of woman

5. Fireball

6. Rapture of the deep

7. Contact lost / Steve Morse solosu

8. The well-dressed guitar

9. Sometimes i feel like screaming

10. Wring that neck

11.The battle rages on

12. Perfect strangers /Don Airey solosu

13. Space truckin'

14. Smoke on the water

--bis--

15. Hush

16. Black night


Tamam eğlendim kabul ediyorum. Müziğle pek çok gruba ilhan vermiş, hem rock müziğine pek çok katkı yapmış, hem bizi sevindirmiş 40 senelik bir grupdan bahsediyoruz. Böyle bir grubu canlı dinlemek müthiş bir şans ama aynı şekilde Deep Purple'nin de insanlar nasıl olsa bizi dinler mantığıyla hareket etmemesi gerekir. Eskiden adamlar süperdi demek başka, adamlar hala harika demek başka ne de olsa...


(Biterken Çalan: Deep Purple - Perfect Strengers)

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Oda Projesi


"Dünya'yı tanımak mı istiyorsunuz? O zaman işe komşunuzdan başlayınız" Annette Merrild bu sözü benimseyerek başlamış "Oda Projesi" ne. İnsanların evlerine girip onların yaşam tarzlarını incelemek bir turistin bile yaşayamayacağı bir deneyim. Annette Merrild, tıpkı bir antropolog gibi insanların evlerini fotoğraflayarak, toplumsal bir analiz yapmış. Yaklaşık dört yıl süren projesinde, New York, Kopenhang, Manchester, Varşova, Tallinn, Lyon, Barselona ve İstanbul'da bulunmuş.

"Oda Projesi" sergisi 5 Mayıs'dan beri İstanbul Modern' de sergilenmekde. 30 Ağustos'da son gün. Kaçırmayın derim. Ayrıca sergide, Annette'nin konuk olduğu evlerde ona verilen hediyeler ve bu hediyelerle ilgili küçük notları da yer alıyor.

(Biterken Çalan Şarkı: Gothart - Mitro, le Mitro)

9 Temmuz 2009 Perşembe

İkitelli Organize Sanayi

Geçen sene İFSAK'da Diyalektik İmge adında bir atölye çalışmasına katılmıştım. Atölyenin sonunda bir proje oluşturuldu. Amaç, Özal döneminden sonra büyük işletmlerden, fason üretim yapan atölyelere dönüşümünü, Çin'nin plastik sanayisinde öncü olmasının sonuçları ve plastik işlenen atölyelerdeki çalışma konuşullarını içeren bir kaç konu vardı. Bunun için de İkitelli Organize Sanayi seçildi.

Proje tamamlansaydı, sonrasında sergi açılacakdı. Ancak grubun dağılması ve kimsenin yeterince ilgi göstermemesi fotoğrafların elimde kalmasına sebep oldu.

Ben de blogumda yayınlamaya karar verdim. Umarım bir yerlere bir şeyler ulaşır.



Organize sanayinin etrafındaki evler.


Organize sanaye giden yol.


Organize sanayi yakınındaki bir mahalle.















Tesadüfen karşılaştığımız bu bey, elimizde makinaları görünce medyadan sandı. Bir proje amacıyla burda olduğumuzu söyledik. Sonra bizi atölyesine götürdü ve dert yanmaya başladı. Çok iyi para kazanırken, bir dolandırcı yüzünden bütün işi alt üst olmuş. En sonunda da atölyesini satmaya karar vermiş.




"Bizi de çekin" diyen nakliyeciler.

25 Haziran 2009 Perşembe

Placebo

İlk kez bir konsere son dakka gitmeye karar verdim. Son dakka derken inanın abartmıyorum. Arkadaşımın beni gaza getirmesiyle saat 21.15 civarı Kuruçeşme Arena'ya gittik. Placebo sanki bizim gelmemizi bekliyormuş gibi, biz adımımızı attık konser başladı. Konsere girişimiz aslında ayrı bir macera burda anlatmıyım ama siz anlayın artık:)

Konser lise yıllarıma götürdü beni. Special K, Black Eyed, Bitter End, Every You Every Me.....Nedense hep bahar gelince Placebo dinleyesim gelirdi. O zamanki hislerimi düşündüm aralarda. Son albümüne bir türlü alışamadım. Biraz zaman vermek lazım. Ama Meds kadar sarmadı beni.

Konsere gelince, ben çok eğlendim, bol bol oynadım zıpladım, boyumun uzunluğuna lanet ettim, Brain Molko'yu dünya gözüyle gördüm ama güzel gözlerini tam göremedim :) Onun dışında bir maruzatım daha var. O da: Kuruçeşme Arena'da olan konserlere beleş bilet dağıtan bir yer var da benim mi haberim yok? Nedir bu davetiye ile gelenlerden çektiğim? Madem dinlemiyorsun, madem uzun süre kalamican Reina'ya geçicen nie davetiyeni birine bağışlamıyorsun? Ayakta uzun süre durucağını bildiğin halde topuklu ayakkabı giyen kitleye bişey demiyorum zaten.

Onu dışında her şey iyidi. Artık Deep Purple için geri sayıma başlamak istiyorum:)

17 Haziran 2009 Çarşamba

Yenilik

Uzun zamandır blogmun templateni değiştirmek istiyordum. O arada ismini de tabi. Her ne kadar arada bir yazıyor olsam da eski blogum emanet gibi duruyordu. Eskisini unutabilirsiniz. Çünkü artık bir maruzatım var :)

12 Haziran 2009 Cuma

The Reader


Finaller öncesi çalışmamak için elimden geleni yapıyorum bu aralar. Kendimi film izlemeye verdim resmen. Dün akşamda The Reader'ı izledim.

Filmin konusunun ne olduğunu açıkçası pek çözemedim. 15 yaşında bir erkekle aşk yaşayan bir kadının mı, Nazi döneminde SS subayı olan bir kadının yargılanması mı, yoksa okumayı bilmediğini yıllarca saklayıp, başkalarının ona okuduğu kitapları dinlemekten mutlu olan, sonunda okumayı geçde olsa öğrenen bir kadının hikayesi mi?

Bana göre sonuncusu. Ama film bunu bile tam olarak vurgulayamıyor. Kate Winslet'ın oynadığı Hanna Schmitz, yanlış kararlar vermiş, yanlış işler yapmış ve bunun bedelinide kendisi yargılanana kadar başkaları ödemiş. Ancak Hanna Schmitz'in neden bunları yapmış olabileceğine dair en ufak bir ayrıntı yok. Ben neden-sonuç ilişikisi ararım pek çok olayda ancak film bunu hiç bir şekilde bana sunmuyor.

Filmde beni rahatsız eden bir noktada da, Michae'ın Nazi kampında sağ çıkan kadınla görüşmeye gittiğinde yapmış olduğu diyalog. Filmin senaryosunu bana göre dibe vurduran bir noktası var. İçi bu kadar boş, ruhsuz ve yapmacık bir diyalog olamaz.

Bir başka unsur da, küvetin metaforik bir anlamı olması. Sanırım ruhlarını da aynı zamanda temizliyorlardı ama, tam olarak bu mu karar veremedim.

Filme genel olarak baktığımda beni rahatsız eden noktalarda olsa genel olarak iyi. Kate Winslet'ın oyunculuğuna diyecek yok zaten. Konu biraz aceleye gelmiş gibi geldi bana. Ama yine de izlenmeli.

Biterken Çalan:(Simon&Garfunkel - Sound Of Silence)
 

maruzatım var © 2008. Chaotic Soul :: Converted by Randomness